I. Ulusal Genetik ve Biyoteknoloji Çalıştayı
12-13, ŞUBAT, KAYSERİ
SONUÇ BİLDİRGESİ
Ülkemizde biyoteknoloji, son 25 yıldır karşılaşılan bir kavram olmasına rağmen, özellikle modern biyoteknoloji de istenilen seviyeye gelindiğini söylemek mümkün değildir. Türkiye'nin teknoloji ile ilgili birçok alanda olduğu gibi, biyoteknolojide de çoğu ülkeden geri konumda olmasının en temel sebebi, ülkemizin temel araştırmalar, Ar-Ge faaliyetleri ve bunları destekleyecek teknoloji ve yetişmiş insan gücü açısından yetersiz olmasıdır. Bunların yanında, mevcut devlet personel kanunu ile bilim insanı istihdam politikamız da biyoteknoloji alanında geri kalmamızın önemli nedenlerindendir.
Gelişmiş ülkeler bu fırsatları hızla ekonomik faydaya dönüştürmeyi başarmış ve biyoteknoloji sektörü ekonomilerinin itici güçlerinden biri haline gelmiştir. 21. Yüzyıla hâkim olacak temel sahaların en önemlisi sayılan biyoteknoloji alanında, gelişmiş ülkeler, teknolojiyi ve piyasayı ellerinde tutmaktadır.
Ancak Küba, Hindistan, Kore gibi bazı ülkelerde, son 20-25 yıl içinde izlenen devlet politikaları, bu ülkelerin de biyoteknoloji sahasında önde gelen ülkeler olmasını sağlamıştır. Türkiye, bilgi ve insan altyapısı ile biyoteknoloji için çok önemli bir potansiyele sahip olmakla beraber, biyoteknoloji sahasında beklenen hamleleri, uzun dönemli politikalara sahip olmaması nedeniyle yapamamıştır.
Ülkemiz, biyoteknoloji sahası ile ilgili global olarak önemli başlıkların belirlenmesi için çalışmalar (Vizyon 2023) organize etmiştir. Ama bu başlıklar içinde odaklanılması ve desteklenmesi gerekenler belirtilememiştir. Dolayısıyla, ülkemiz biyoteknoloji ile ilgili uzun vadeli programları, gerekli hukuki ve ekonomik düzenlemeleri gerçekleştirememiş ve biyoteknoloji sahasında özel sektörün de yapabileceklerini ve yapması gerekenlerin önünü kesmiştir.
AB adaylığı ile ivme kazanan toplumsal değişim hareketi, sağlık, tarım, hayvancılık ve endüstriyel üretim alanlarında "moleküler biyoloji bilimi" ve "yeni biyoteknoloji" alanlarını kucaklamak durumundadır. Türkiye 20 yıl gibi kısa bir dönemde moleküler biyoloji, biyoteknoloji ve gen teknolojilerinde küresel bir güç haline gelme şansına sahiptir. Böyle bir güç, ülkemize, 21. yüzyılın teknolojisi olarak tanımlanan biyoteknoloji de, sadece insanımızın yaşam kalitesini yükseltmekle sınırlı olmayan, ekonomik ve teknolojik bir üstünlük kazandıracaktır.
Ülkemiz, bu güç ve üstünlüğün ilk işaretlerini 5-10 yıl gibi kısa bir sürede sağlık ve tarım sektörlerinde görmeye başlayacak; bu başarıların kazandırdığı ivme ile uzun dönemde daha iddialı ve kapsamlı hedeflere yönelebilecektir. Bu ana hedef doğrultusunda, "Teknoloji Öngörü Çalışmasında" sağlık ve tarım alanları için belirlenen teknolojik hedeflere ulaşabilmek için, tüm bu faaliyetlerin temelinde yatan "teknoloji alanlarına" odaklanılmalıdır. Moleküler biyoloji, hücre biyolojisi, genombilim alanlarındaki bilimsel ilerlemeler sonucu, dünyada özellikle sağlık ve tarım alanlarındaki biyoteknolojik uygulamalar da bir patlama yaşanmakta; "modern biyoteknoloji" ya da "yeni biyoteknoloji" olarak tanımlanan bu gelişmeler, insanlığa daha sağlıklı ve daha kaliteli bir yaşam için eşi görülmemiş fırsatlar yaratmaktadır.
Modern Biyoteknoloji, disiplinler arası gelişme gösteren bir teknoloji alanı olduğu için, modern tıp, eczacılık, tarım, veterinerlik, kimya, kimya mühendisliği, biyoloji, moleküler biyoloji, genetik, enformasyon bilimleri gibi uzmanlık alanlarından beslenmekte ve Türkiye'nin bu alanlarda sahip olduğu araştırma altyapısı, yetişmiş insan gücü, Türkiye'nin biyoteknoloji gücünü ve potansiyelini ortaya koymaktadır.
SONUÇ OLARAK
1-Biyoteknoloji alanında sürdürülebilir ürünlerin oluşturulması, düşük maliyetli yüksek katma değerli ürünlerin elde edilmesi birçok alanda önem taşımaktadır. Bu nedenle yetişmiş insan gücü, bilgilendirme toplantıları, yeni ürünler, geliştirilmiş prosesler, Ar-Ge/Ür-Ge çalışmalarına ağarlık verilmesi gibi ulusal stratejilere şiddetle ihtiyaç vardır.
2-Biyogüvenlik kanun tasarısı evrensel bilimsel düşünceye aykırı olmamak şartıyla Avrupa Birliği mevzuatı ve kurumları ile paralellik göstermelidir.
3- Üniversitelerde ve araştırma enstitülerinde, biyomedikal ve temel araştırma amacıyla kullanılan Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar Meclis'te görüşülmekte olan Biyogüvenlik Kanun tasarısının dışında tutulmalı veya Kanun tasarısında yapılacak değişiklikler ile bilimsel çalışmalara engel olmayacak şekilde tarımsal ürünler ile araştırma amaçlı ürünler net biçimde ayrılmalıdır. Bu düzenlemeler yapılmadığı takdirde, mevcut Kanun taslağı tıbbi genetik ve moleküler biyoloji konularında Ar-Ge faaliyetleri yapan tüm akademik birimlerin çalışmalarına engel olacaktır. Alınacak izin üniversite ve enstitü bünyesinde sınırlı kalmalıdır. Aksi takdirde bilimsel çalışmalara başlama süreci uzatılmış olacaktır.
4- Sağlıkta araştırmaya daha fazla kamu ve özel yatırım yapılması, yeni araştırma merkezlerinin kurulması, yaşam bilimlerinde daha fazla araştırmacı yetiştirilmesi, yeni-yüksek lisans programlarının açılması gibi konular öncelikli olarak değerlendirilmelidir.
5- Teknoparkların kurulmasının desteklenmesi ile üniversitelerde çalışan akademisyenlerin endüstri ile iletişimleri kuvvetlendirilebilir. Akademi ve endüstrinin sahip oldukları olanakların ve ihtiyaçların açık bir şekilde ortaya konması, her iki unsurun birbirini tamamlar ve destekler hale gelmesini sağlayacaktır.
6- Genetik yapısı değiştirilmiş ürünlerin satışı ve pazarlanmasında, uyarıcı etiket bilgilerinin bulundurulması, tüketicilerin bilgilenme ve seçme hakkının korunması bakımından önemlidir.
7- Sağlıkta araştırmaya daha fazla kamu ve özel yatırım yapılması zorunluluğu vardır.Yaşam bilimlerinde daha fazla araştırmacının yetiştirilmesi bunun yanında "Proje personeli" kavramının ülkemizde yerleştirilmesi önemlidir.
8- Yeni araştırma merkezleri oluşturulmalı, personel ve altyapı ile desteklenmelidir. Üniversiteler arasında işbirliği-güç birliği kavramının geliştirilmesi gerekmektedir. Ayrıca Uluslararası işbirliklerinin artırılması; AB 7. Çerçeve Programından daha fazla yararlanılmasına önem verilmelidir.
9- Ulusal biyoteknoloji kaynakları ve bireylerinin önemli bir şekilde tanıtımının yapılması ve ilgili kuruluşlar tarafından bir biyoteknoloji tanıtım kitapçığının hazırlanması önerilmiştir. Aynı zamanda biyoteknolojinin farklı disiplinleri içermesi ile multidisipliner örgütlenmeye dayalı ulusal biyoteknoloji komisyonun kurulması yerinde olacağı düşünülmektedir.
10- Bilimsel ve Ar-Ge çalışmalarını destekleyecek laboratuar ve donanım sayısının/niteliğinin yetersiz olduğu, araştırmalarda kullanılan sarf malzemelerin yurtdışından temin edilmeleri nedeniyle pahalı ve tedarik sürelerinin uzun olduğu yine DPT Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı kapsamında hazırlanan Biyoteknoloji ve Biyogüvenlik Özel İhtisas Komisyonu Raporu'nda belirtilen konulardan biridir. Bu da bilimsel çalışmaları zorlayan etkenlerden biri olmaktadır.
11- Biyoteknoloji ile ilgili eğitim programları açılarak alanda yetişmiş kalifiye personel açığı giderilmelidir.
12- İlköğretim düzeyinde tanıtım programları oluşturularak genç insanlarımızın bir vizyona sahip olabilmelerine olanak tanınmalıdır.
13- Koruyucu, öngörücü, bireysel tıbbın Türkiye'de gelişimi sağlanmalıdır. Tıbbi Genetik Derneğinin Avrupa EBMA(The European Association for Predictive and Personalised Medicine) derneğine katılımı bu gelişim açısından son derece önemlidir ve desteklenmelidir.
14- Farmakogenetik veya farmakogenomik alanlarındaki ilerleme ilaç dozunun bireyselleştirilmesine, ilaçların mümkün olan en fazla faydayı göstermesine ve en az oranda yan etkiye maruz kalmasına, etkili olmayacak tedavi rejimlerinin gereksiz yere uygulanmasının ortadan kalkmasına, dolayısıyla maliyetin azaltılması ve zaman kaybının önlenmesine, yeni ilaçların geliştirilmesine önemli katkılar sağlayacaktır.
Saygılarımızla
KONUŞMACILAR ADINA
Prof.Dr.Munis DÜNDAR
Tıbbi Genetik Derneği Başkanı
KONUŞMACILAR
| Prof.Dr.H. Fahrettin KELEŞTEMUR | Erciyes Üniversitesi Rektörü
|
| Prof.Dr.Mustafa SOLAK | YÖK Denetleme Kurulu Başkanı
|
| Prof.Dr.Haydar BAĞIŞ |
Adıyaman Üniversitesi ve Marmara Araştırma Merkezi
Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü
|
| Prof.Dr.Hüseyin BAĞCI | Akdeniz Üniversitesi
|
| Prof.Dr.Fikrettin ŞAHİN | Yeditepe Üniversitesi
|
| Prof.Dr.Selim ÇETİNER | Sabancı Üniversitesi
|
| Prof. Dr. İzzet ÖZTÜRK | İstanbul Teknik Üniversitesi
|
| Prof.Dr.Nejat AKAR | Ankara Üniversitesi
|
| Prof.Dr. Mutlu ARAT | İstanbul Bilgi Üniversitesi
|
| Prof.Dr.Tuncay DEMİRYÜREK | Gaziantep Üniversitesi
|
| Prof.Dr.Hakan AKBULUT | Ankara Üniversitesi
|
| Prof.Dr.Yusuf ÖZKUL | Erciyes Üniversitesi
|
| Doç.Dr.M.Hamza MÜSLÜMANOĞLU | Osman Gazi Üniversitesi
|
| Doç.Dr. Hilal ÖZDAĞ | Ankara Üniversitesi
|
| Doç.Dr. Kemal BAYSAL | Marmara Araştırma Merkezi Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü
|
| Doç.Dr.Mustafa ÖZEN | Yeditepe Üniversitesi
|
| Doç Dr. Osman GÜLŞEN | Erciyes Üniversitesi
|
| Doç. Dr. Ramazan CANHİLAL | Erciyes Üniversitesi
|
| Doç.Dr.Serdar CEYLANER | İntergen Genetik Merkezi
|
| Doç.Dr.Sevnur MANDACI | Marmara Araştırma Merkezi Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü
|
| Doç.Dr. Sezen ARAT | Marmara Araştırma Merkezi Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü
|
| Doç.Dr.Tahsin YAKUT | Uludağ Üniversitesi
|
| Yrd.Doç.Dr. Zülal KESMEN | Erciyes Üniversitesi
|